17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen, o gün bölgede görev yapan itfaiyecilerin hafızasında yaşananlar tazeliğini koruyor. İzmir’den Gölcük ve çevresine giden ekiplerde görev alan itfaiyeciler, enkaz altından canlı çıkardıkları insanları, ulaşamadıkları canları ve deprem bölgesinde yaşadıkları çaresizliği anlattı.
Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan ve 17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki deprem yaklaşık 45 saniye sürdü. Resmi verilere göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ekipleri de felaketin ardından bölgeye sevk edildi. Mesleklerinin henüz ilk yıllarında olan itfaiyeciler, günler boyunca enkaz başında aralıksız çalıştı. Kimi zaman ailelerinden haber alamadan görev yapan ekipler, bir yandan yaşam belirtisi ararken diğer yandan yakınlarını kaybeden insanların feryatlarına tanıklık etti.
“İnsanı en çok çaresizlik yıpratıyor”
28 yıllık itfaiyeci Ali Hikmet Küçükgül, deprem haberini gece nöbeti sırasında aldığını ve ekibiyle aynı sabah Gölcük’e hareket ettiklerini söyledi.
Bölgede yaklaşık 13 gün görev yapan Küçükgül, bir enkazda günlerce çalıştıklarını belirterek o süreçte 14 kilo verdiğini anlattı. Enkazlardan gelen yardım çığlıklarının ve yakınlarını kaybeden insanların çaresizliğinin kendisini derinden etkilediğini ifade eden Küçükgül, aradan geçen yıllara rağmen o günleri unutamadığını söyledi.
Bir enkazda anne, baba ve kız çocuğunun birbirlerine sarılmış halde cansız bedenlerine ulaştıklarını anlatan Küçükgül, özellikle çocukların bulunduğu enkazların kendisi için çok ağır olduğunu dile getirdi.
Depremden sonra aylarca televizyon izleyemediğini söyleyen Küçükgül, bugün dahi deprem görüntüleriyle karşılaştığında kanal değiştirdiğini belirterek, “İnsanı bitiren çaresizlik. En büyük acı veren şey bu” dedi.
“Bir enkaz bekliyorduk, karşımızda yıkılmış bir mahalle vardı”
33 yıllık itfaiyeci Bülent Yanaşık da Gölcük’e gittiğinde karşılaştığı manzaranın hayatı boyunca unutamayacağı görüntüler arasında olduğunu söyledi.
Deprem bölgesine giderken tek bir enkazla karşılaşacaklarını düşündüklerini belirten Yanaşık, olay yerine vardıklarında ise karşılarında adeta tamamen yıkılmış bir mahalle gördüklerini anlattı.
İnsanların itfaiyecileri gördükleri anda ekiplerin kollarına sarılarak yakınlarının bulunduğu binalara götürdüğünü aktaran Yanaşık, ekiplerin dinlenmeye dahi fırsat bulamadığını söyledi.
Günler süren çalışmanın ardından İzmir’e döndüğünde ailesinin kendisini tanımakta zorlandığını belirten Yanaşık, sakallarının uzadığını, ciddi şekilde kilo verdiğini ve uyku düzeninin aylar sonra normale dönebildiğini ifade etti.
Yanaşık, farklı deprem bölgelerinde de görev yapmasına rağmen Gölcük’te yaşadıklarının üzerindeki etkisinin hiç silinmediğini söyledi.
Deprem bölgesinde karşılaştığı kadınla yıllar sonra yeniden karşılaştı
İtfaiye Eğitim Şube Müdürlüğü’nde eğitmen olarak görev yapan Abdül Duyulur’un 17 Ağustos’la ilgili anıları ise yıllar sonra İzmir’de yaşadığı tesadüfi karşılaşmayla daha da çarpıcı hale geldi.
Duyulur, deprem bölgesine gittikleri sırada eşinin hamile olduğunu ve yaklaşık bir ay sonra kızının dünyaya geldiğini anlattı.
Önce Derince’deki TÜPRAŞ yangınına müdahale eden Duyulur ve ekibi, daha sonra Gölcük’teki arama kurtarma çalışmalarına katıldı. Karşılaştıkları manzaranın büyüklüğü karşısında ilk anda ne yapacaklarını dahi düşünmek zorunda kaldıklarını belirten Duyulur, ardından çalışmaya başladıklarını söyledi.
Duyulur, enkaz altında kalan eşinden gelecek sesi bekleyen bir kadının ekiplere sürekli su taşıdığını anlattı. Ancak meydana gelen artçı sarsıntının ardından enkazdaki ses kesildi ve ekipler ulaştığında adamın hayatını kaybettiğini belirtti.
Yıllar sonra İzmir’de bir apartmana baca problemi nedeniyle gittiklerinde aynı kadınla karşılaştığını söyleyen Duyulur, kadının depremden sonra İzmir’e yerleştiğini öğrendiğini aktardı.
“Kapalı alanlar üzerime geliyormuş gibi hissediyordum”
Gaziemir İtfaiye Grubu’nda görev yapan Mümin Yavuz ise deprem sırasında henüz bir yıllık itfaiyeciydi. Evliliğinin üzerinden yalnızca 36 gün geçmişken bölgeye giden Yavuz, Çınarcık’ta 12 gün boyunca görev yaptı.
Depremzedelerin ekiplerden yakınlarını kurtarmaları için yardım istediğini anlatan Yavuz, bir kız çocuğunu canlı olarak enkazdan çıkarmanın kendileri için unutulmaz olduğunu, ancak çalışmaların büyük bölümünde cansız bedenlere ulaştıklarını söyledi.
Deprem sonrasında yaşadığı psikolojik etkinin günlük hayatına da yansıdığını belirten Yavuz, bazı kokuların kendisini yıllar önceki enkazlara götürdüğünü ifade etti. Bir süre kapalı alanlara giremediğini ve yemek yiyemediğini anlatan Yavuz, yaşadıklarının kendisinde derin izler bıraktığını söyledi.
Bugün iki çocuk babası olan Yavuz, yaşadığı deneyimin ardından ailesini de olası bir depreme karşı hazırlamaya başladığını belirtti. Evde deprem tatbikatları yaptıklarını, güvenli alanları belirlediklerini ve deprem çantasında bulunması gereken malzemeleri birlikte hazırladıklarını anlattı.
17 Ağustos’un üzerinden yıllar geçse de bu itfaiyecilerin hafızasında kalan yalnızca yıkılan binalar değil; enkaz başında bekleyen aileler, duyulan yardım sesleri ve kurtarılmayı bekleyen hayatlar oldu. O gün görev yapan itfaiyecilerin anlattıkları, büyük bir depremin yalnızca binalarda değil, insanların hafızasında da uzun yıllar süren izler bıraktığını bir kez daha ortaya koydu.